Iyi ki anadilim
Turkce imis dedirtiyor insana bu kitap. Iyi ki boyle bir kitabi kendi dilimde
okuyabiliyorum. Ne mutlu bana. Bu kitap, cesit cesit karakterin, hikayenin,
mekanin icice gectigi muthis bir roman. Osmanli Donemi Istanbul`u: Sultanlar,
fermanlar, gizli teskilatlar, ajanlar, lagimcilar, Galata, tacirler, kahveler, sarap, kahve, tutun,
afyon, korsanlar, dilenciler, filozoflar, muezzinler, hirsizlar, hanlar,
hamamlar, gercekler, dusler. Ve bunlarin hepsinin ortasinda herseyi dusleyen bir
adam, yazarimiz Ihsan Efendi. Yazdigi kitabi okuyan, yani bu dunyada yasayan oglu
Bunyamin ve onun ve daha bircoklarinin hikayesi. Icimizdeki boslugun ve
kurdugumuz duslerin hikayesi. Insanin hikayesi. Karakterler uzerinden anlatmak
belki de en iyisi, buyrun:
Uzun Ihsan Efendi –
Her seyi dusleyen adam.
Arap Ihsan – Korsan.
Uzun Ihsan Efendi`nin dayisi. Dunyayi gorerek, yasayarak ona sahit olanlardan.
Alibaz – Esir. Arap
Ihsan ile bir sefer donusu Galata`ya geliyor. Sonrasinda kendi cetesini kurup Efrasiyab
adini aliyor.
Kubelik – Once
katip, sonra alkolik, disci, cerrah ve tercuman. Evinde bir cesedi kesip
bicerken yakalanir ve idama goturulur. Rene Descartes - Yontem Uzerine Konusma`nin Kubelik
tarafindan cevirisi: Rendekar – Zagon
Uzerine Otturme. Rendekar supheyi bir zagon, yani bir yontem olarak benimsemis.
Amac suphe goturmeyen ilk kesin bilgiye ulasmak. Her bilgiden suphe edip de
suphe ettiginden suphe edemeyince var oldugu sonucunu cikartmis. Rendekar
dusunuyor, o yuzden var. Uzun Ihsan Efendi de dusunuyor, ama o dusundugu icin
dunya var, bizler variz. Bizler onun dusundeyiz.
Bunyamin – Lagimci
olarak gittigi kale kusatmasindan yuzu parcalanmis olarak dondu. Dilencilerin
arasina karisti. Ebrehe`nin hayatini kurtardi. O ugursuz parayi ve babasinin
yazdigi atlasi koynunda tasidi. Babasini bir ficiya koydu. Fici bir gemiye
yuklendi. Gemi Cebelitarik`a dogru yola cikti.
Musteri – Maymun
Vardapet – Lagimci.
Gogsunde yillardir bir tas var, bir gocuk altindan ciktigindan beri bu tas orda
her nefes aldiginda takirdayip durur.
Hinziryedi –
Dilenciler Kethudasi, eski hirsiz yeni dilenci, Bagdat`tan meslek erbabi olarak
Istanbul`a getirildi. Istanbul`un altini ustune getirdi.
Zulfiyar – Ajan, kuzeydeki
o Frenk kalesi onun icin kusatildi, aslinda ondaki o ugursuz para icindi
kusatma. Daha sonra Buyuk Efendi`nin adami oldu.
Ebrehe – Buyuk
Efendi, Teskilat-i Istihbarat-i Humayun`un basindaki isim. Kuzey`deki tarikatin kutsal kitabi eline
gectikten sonra o ugursuz paranin pesine dustu. Sahte bir ferman ile
dilencilerin basini olumden kurtardi ve emrine bagladi, yine sahte bir ferman
ile Kuzey`deki o kaleyi kusattirdi ve Zulfiyar`i kacirtti. Ancak paraya
ulasamadi. Para Bunyamin`in koynundaydi. Yaratilmamis olani, tabiattaki o
sekizinci cismi ariyor. Kimileri bu cisme filozof tasi da diyor. Tanri dunyayi
varolmayandan yaratti. Dunya bu varolmayandan olusuyor. Ebrehe iste bu
varolmayan`a yaratilmamis olan diyor. Bosluga ulasmaya calisiyor. “Bosluga
tapanlar” bir Frenk tarikatidir. Bu adamlar boslugun gucunue inanmakta. Bir
Frenk bilgini gunun birinde bir deney yapti ve bu adamlarin sirrini kesfetti.
Madeni iki yarimkureyi birlestirip tulumbalarla icindeki havayi bosaltti ve
boslugu meydana getirdi. Bu kurenin iki yarisina 6 `sar tane at baglandi ve
atlar ters yonlere kosuldu. Tam 12 at, bu kureleri ayiramadi. Bu da boslugun
gucunu kanitlar. Ebrehe, bosluga erisince, sonsuz hiza da erismis olacak.
Sonsuz hiza erismek demek, zamanda yolculuk yapmak, gecmise gitmek yani
kacinilmaz olan kiyametten kacabilmek demek.
Alintilar:
“Bilmek ve sahit
olmak en buyuk mutluluktur. Macera ise buyuk bir ibadettir, cunku O`nun eserini
tanimanin baska bir yolu oldugunu gorebilmis degilim. Kendi payima ben, dunyayi
ruyalarimla kesfetmeye calistim. Bu, yeterince cesur olmadigimin bir gostergesi
olabilir. Ayni hatayi senin de yapmana yol acmak istemiyorum. Sana izin
veriyorum, git. Git ve benim goremediklerimi gor, benim dokunamadiklarima
dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanin cekmeye cesaret edemedigi
acilari cek. Dunyanin ve onun binbir halinden korkma”.........sayfa 55
“Konstantiniye,
uyuyan bir devin golgesi gibi mehtabin altina uzanmisti. Sehrin uykuda oldugu o
anda bile, duslerin gorulup kabuslarn gerceklestigi, sehzadelerin bogdurulup
rusvetlerin hesaplandigi, gizli ittifaklarin imazlanip serbetlere binbir cesit
zehirin katildigi o anda bile, sarayda kutsal emanetlerin bulundugu o odada
yanik sesli bir hafiz, kendisinden oncekilerin yuz altmis yildir araliksiz
kiraat ettigi Kuran`i, vecd icinde gozlerini kapayarak kimbilir kacinci defa
okuyordu”......sayfa 56
“yeralti
hazinelerinin arasina karisti”.....sayfa 78
“dilencilerin
arasina girip kaderini beklemeye basladi”.....sayfa 90
“artik bir
kahraman, bir bilge gibi davranmaliydi”....sayfa 129
“hayatini one
surup, sirri bulmak icin yola cikti”....sayfa 174
“Icinde yasadigin
dunya hiclikten yaratildi. Ama hicligin oteki adi olan boslugun bir parcasi
artmisti. Bu parca ikiye bolundu ve
birisi, bos bir levha olarak sana verildi. Senin gordugu karanlik iste bu
levhadir. Dunyanin yaratildigi boslugun bir parcasi olan bu karanliktan sen,
dusler yaratiyorsun”.....Sayfa 200
2 Nisan 2012 –
Londra