Hayata dair söyleyecek çok fazla şeyi olan dört arkadaşın hikayesi. Herkesi her şeyi sömürüyorlar, olmadık yerlerde derin düşüncelere dalıyorlar, olmadık yerlerde yüzeyselleşiyorlar. Öykü çok tanıdık bir yerde, Caddebostan Migros'un koridorlarında başlıyor. Okurken insanın içinden hep o kitaptaki terasta yaşayıp elma suyu-votka içmek geliyor. Küçük bir uyarı: kitapta bahsedilen piç kelimesi sözlük anlamından çok uzakta kullanılıyor. Buradaki piçler gayet anası babası belli olan, hatta durumu iyi ailelerden gelen ancak sistemi reddeden çocuklardır ve piçlik onların kendi tercihidir. Akılda kalan bazı yerler:
"medeniyet duvarla başlar. duvar örmek çeşitli amaçlar taşır. bu amaçların ilki ayırmaktır: insanları, hayvanları, bitkileri ve şeyleri. daha sonraki amaçlar içeride ya da dışarıda bırakmaktır: insanları, hayvanları, bitkileri ve şeyleri. duvarlar örülür ve iki cephelerinde hayatlar gelişir. duvarsız bir dünya günümüz insanı için cehennemdir. medeni insanın ruhsal dengesini sonsuza dek kaybetmesine elektrik kanalizasyon ya da iletişim sistemlerinin çökmesi değil, duvarların yıkılması neden olacaktır. bu yüzden duvar ustalığı kapitalist anlamda ilk gerçek meslektir. var olan en kalabalık, yarı gizli, güç dayanışması eksenli örgütün bu meslekten esinlenerek kendini vaftiz etmiş olması bir tesadüf değildir. çünkü duvar, sıradan insanın tek garantisidir. savunulması gereken ilk siperdir. dünya üzerindeki mevcut düzenin devamı duvarların ayakta kalmasına bağlıdır. elleri alçılı duvar ustalarından elleri paralı bankacılara kadar, duvarlar dünya nüfusunu gölgelerinde gizler. ancak duvarın hangi tarafında olunduğuysa, hayat tarzını belirler. geceyi sokakta geçirenlerse duvarların, dolayısıyla medeniyetin dışındadır. çöp torbalarıyla aynı kaldırımda uyuyanlar duvarları delmek isteyenlerdir. asla yıkmanın değil ancak sadece geçebilecekleri kadar bir delik açmanın peşinde olan organik matkaplardır. çünkü ister Sao Paulo'nun gecekondularında, ister Koumbala'nın ormanında isterse de Malaga'nın sahillerinde yaşasın her insanın bir duvara ihtiyacı vardır. bu ihtiyacın devamı ise pencerelerdir. duvarların diğer tarafındakileri izlemek için inşa edilmiş saydam duvarlar."
"dünya üzerindeki yaşıtlarının yarısı gibi "tanrı var mı yok mu?" sorusunu hiçbir zaman sormamış olan piçler tanrının var olduğunu bilir ancak ona inanmaz. tanrıtanımazların aksine tanrıyı bilir ama tanımazlar. tanrının yarattıklarını hatalı bulurlar. tanrının çalışma tarzını beğenmezler. dolayısıyla o'nunla hiçbir ilişkilerinin olmasını istemezler. tanrının varlığını bilen ancak ona isyan etmiş şeytanla da hiçbir benzerlik ve ilgileri yoktur. çünkü piçler güvenmedikleri tanrıya karşı savaşmazlar. piçler ve tanrı birçok konuda farklı düşünür. ancak piçler bu görüş ayrılığını kine dönüştürecek kadar konuyu önemsemezler. oysa tanrının bu olgunlukta olduğunu düşünmezler ve kendilerinden nefret ettiğini bilirler. ancak tanrının adlarına biçtiği hiçbir cezanın vereceği acının kendilerine ısmarladıklarından daha kötü olamayacağını da bilirler. ayrıca, sadece İslam dininde bile doksan dokuz adı olan bir varlığın çok kalabalık olduğunu düşünür ve layık oldukları mutlak yalnızlığın tanrının evrenini reddetmekten geçtiğine inanırlar."
"kim bilir kaç bin yıldır insanın sadece çocuğundan umudu vardı? sırf boyu bir metrenin altında diye dünyayı cennete çevireceğine inanılan kaç çocuğun başı "sizler her şeyi değiştireceksiniz" diyerek okşanmıştı."
"taksim ne demek? paylaştırmak dağıtmak demek. işte burası, istanbul da yaşayan insanların taksim edildiği yerdir. insanlar bu meydandan sokaklara, semtlere dağılırlar. burada sürekli bir pay alma durumu da sözkonusudur. istanbul'dan payına düşeni taksim'de alırsın. çünkü burada zevk, insan, uyuşturucu, kan, aşk, acı, akla gelen herşey taksim edilir. hakedilen payların alındığı yerdir burası. tabii yapılan taksim bazen adaletli olmayabilir. ama zaten meydanın adı sadece taksim dir. adil taksim meydanı değil."
“Öğleden sonra üç, günü yirmi dört saate bölmüş olanların torunlarının iş hayatlarında en verimli oldukları zaman dilimidir. Başkalarının banka hesaplarında tutsak duran paraların kendi ceplerinde özgürlük bulacağını düşünenlerin, sattıkları ürünün vazgeçilmezliğine karşılarındakini inandırmak için kelime haznelerinin sınırlarını zorladıkları bir saattir. Ama eğer bir terasta yaşıyor ve herhangi bir çıkar karşılığında çalışmanın ne olduğunu bilmiyor ya da hatırlamıyorsanız öğleden sonra üç, sizin için sadece öğleden sonra üçtür. Pahalı saatler takan insanların zamanları değerlidir. Ama bir terasta yaşıyor ve saati sokaktaki yabancılardan öğreniyorsanız, zaman size sonsuzmuş gibi gelir. Ve ekonomi, bilim haline gelmeden önce de var olan bir kurala göre bolluk, değersizliği getirir”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder