4 Mart 2013 Pazartesi

Az - Hakan Günday



Hakan Günday'ın Oğuz Atay'a selam ettiği, göz kırptığı, saygısını ve sevgisini dile getirdiği romanı. Ne kadar karanlık da olsa, yine aydınlık diyebileceğimiz bir hikaye, Zargana gibi. Aynı isimde iki insanın şiddet dolu ve gerçek kokan öyküsü: Derdâ ve Derda. Akılda kalan yerlere gelince:


"insan doğar. on-on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgah olduğunu ve doğumla ölüm arasında nasıl hapsedildiğini fark eder. bu aslında bir histir, bilgi değil. ve ilk tepkisini verir. avazı çıktığı kadar bağırarak. bu çığlık, bir kalabalığın içinde cüzdanını çaldırdığını fark eden kişinin çaresiz haykırışına benzer. önce, aşağılayan ve umursamaz bakışlar atan kalabalık, sonra da aşırı gürültüye dayanamayıp, içlerinden birini bağırıp çağıranla konuşmaya gönderir. o da gidip "biz de çaldırdık cüzdanı, ne var? senin gibi kıçımızı yırtıyor muyuz?" der. böylesi bilimsel bir müdahale için, genelde diplomalı olanlar tercih edilir. kalabalığın kayıtsızlığı karşısında yavaş yavaş sesi kesilen yaygaracı, gerçeği kabullenir ve çevresindeki boşluğu insanlarla doldurur. buna, büyüme denir"


"O gunden sonra Derda, hucre hucre oldu ve gun gun yaslandi. Cunku derdi korku degil, korkuyu beklemekti. Ve korkuyu beklemek, korkudan beterdi. Bir zamanlar, birinin yazdigi gibi..."

''bir adam geliyordu kapalı gözlerinin önüne. her göz kırpışında. yalnız bir adam. romandaki bütün adlar tek bir adama aitmiş gibi geliyordu derda'ya. turgut'lar, selim'ler, herkes tek bir adammış gibi. iyilikten inşa edilmiş bir adam. belki de cam kırıklarından. belki de havadan inşa edilmiş. binbir parçaya bölünüyordu adam. belki de buharlaşıyordu. her ne yaşadıysa, karanlık bir taş olmuş ve adamı kum gibi ezmişti. ya da buz gibi eritmiş, geriye de kitap kalmıştı. kitap derda'nın anlamadığı her şeydi. geriye kalanları iyi bilirdi.''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder