2 Şubat 2013 Cumartesi

Malafa - Hakan Günday



Efendim öncelikle şunu belirtelim: Malafa, kuyumcuların yüzük düzeltme ve yüzük numarasını saptamak için kullandıkları alete deniyormuş, ben bilmiyordum, öğrenmiş oldum, ilerde kelime oyununa falan katılırsam belki işime yarar. Bu Hakan Günday'ın okuduğum dördüncü kitabı. İlk üç kitap (Piç, Zargana, Azil) kadar vurucu değil. Kurgu açısından da çok zengin sayılmaz, "bakalım şimdi ne olacak" heyecanıyla okumuyorsunuz yani kitabı. Özellikle tezgah kısmı zamandan kopuk ve durağan gidiyor bence, ancak yine de iyi bir kitap. Antalya'da bir kuyumcuda, Topaz Jewellery Center'da geçen bir tezgahtarlık öyküsü. Turistik ortamlarda dönen dolapları anlatmış Hakan Günday. Öyle bir detay veriyor ki anlatırken, yazarın zamanında bu işlerde çalışmış olduğunu bile düşünüyor insan. Bir de tabi, bir daha bu tip yerleri görünce eminim Topaz ve dönen üçkağıtlar aklıma gelecek. Akılda kalan bazı yerlere gelince:



 “Antalya, dünya üzerinde kendine ait günesi olan tek kenttir. Bü günes isitmaz ama ıslatır. Kanser yapmaz ama kan kusturur. Irkçı bir orospu cocuğudur. Turisti bronzlaştırırken, calışanı buharlaştırır. O kadar erken doğar ki geceyi kimse anımsamaz. Güneş Antalya`ya, Isparta`dan yakındır. Kirpik terletir, dudak yapıştırır. Tatil köyünde doğuyorsa, kahvaltı sonrasi için havuz kenarındaki şezlonga havlu atma, Topaz`ın bahçe girişindeki güvenlik kulübesine doğuyorsa beyin kanamasi zamanıdır.”......sf. 27


“Kimin, hangi nedenle turiste ilk kez ikram ettiği bilinmese de, elma çayı, geleneksel Türk içeceğidir. Ancak Türkler bundan haberdar değildir. ... Sonuçta, turist bir haftalık tatilinde, bir Türk'ün doğumundan ölümüne kadar içtiğinden daha fazla elma çayı tüketir.”..........sf. 66