21 Ocak 2013 Pazartesi

Azil - Hakan Günday


Azil, Türkçe'de azletmek, görevden almak, Arapça'da ise hamileliği engellemek adına kadının dışına boşalmak manasına geliyormuş, öncelikle bunu öğrenmiş oluyoruz. Kitap Asil adında bir karakterin acıklı ama zaferlerle dolu hikayesini anlatmakta. Deha seviyesinde bir zihne fakat yine bu sebepten deliliğe çok yakın bir duruma sahip olan karakterimiz kendi başına dünyayı değiştirecek güce sahiptir. Ancak bu kitap dünyayı değiştirenleri yazan resmi tarihin aksine, değiştiremeden deliren dehaların yer altında kalmış tarihini anlatıyor, yani Asil'in hayatını anlatıyor. Kısa ömrüne üç kitap ve bir belgesel sığdıran Asil, insanlara mesaj vermeye çalışırken kendi içine yolculuk ediyor. İşte Asil'in düşüncelerinden akılda kalan birkaç alıntı:


"önemli olan, tanrı'nın bir enstrüman yaratmış olmasıdır. insan denen bir enstrüman. ancak yarattığı müzik enstrümanını çalamayan bir usta gibi, tanrı da insandan doğru sesi çıkaramamıştır. bu yüzden, tanrı hariç bütün güçler insanı çalmış ve özellikle de şeytan en güzel melodilerini onunla bestelemiştir."



"sevgi, tırmananları birbirine bağlayan bir halattı. biri düşerse diğerlerinin hayatta kalması için halatın kesilmesi gerekiyordu. ancak sevgi, kesilemeyecek kadar kalın bir halattı ve sonunda herkes düşerdi. aptallar sevdikleriyle düşer, kötüler sevdiklerini aşağı çeker."


"insanlığın bin bir çabayla ikibin yılda yarattığı asgari ahlak, elli yılda televizyon tarafından çiğnenmiş ve on yılda da internet tarafından yutulmuştur."

"beden yerine zihinle nefret etmek cinayetleri, beden yerine zihinle sevmek ise yalanları azaltır. beden yerine zihinle çalışmak işsizliği, beden yerine zihinle var olmak tatminsizliği yok eder. "

"sindirilmesi zor kurallardan biri. düşünceler zihinde doğar. ve zihnin şartları üç boyutlu dünyanınkinden farklıdır. zihnin şartları mükemmel düşünceyi oluşturacak niteliklere sahiptir. oysa üç boyutlu dünyayla kurduğu ilişki bedenin ve duyularınla sınırlıdır. üç boyutlu dünya zihninin aksine daralır ve davranışlarına kusurlar ekler. zihinsel tasarıların ancak bir bölümü davranışlara yansıyabilir. davranış daima eksik kalacaktır. bir insanı sevdiğini düşünmek, ona bunu söylemek ve ardından sarılmakla anlatılmayacak kadar mükemmeldir. bir insanı öldürmek, ondan nefret ettiğini düşünmenin yanında daima kusurludur. hiçbir davranış, düşüncenin gerçek tercümesi değildir."

“Çelişki seni öldürür. Çelişki işkencedir. Çelişki buz tutmuş bir göldür. Çelişki, buz tutmuş gölün çatladığı andır. Çelişki, göldeki çatlağa saplanıp donmaya başlamandır. Çelişki, yardım istemek için açtığın ağzına dolan sudur.”

“Davranışa dönüşen düşünceler daima geçmişe aittir.”

“Işık hızının da bir sınırı olduğunu öğrendiğin gün gökyüzüne baktın. Güneşi gördün. Ancak gördüğünün, güneşin geçmişi olduğunu anladın. Haklıydın. Güneş’in Dünya’ya uzaklığı yüz kırk dört milyon kilometre ve ışığının gezegene ulaşması sekiz dakika sürüyor. Dolayısıyla bir gün, güneş sönerse, bunu ancak sekiz dakika sonra anlayabileceğini kabul ettin. Sekiz dakika boyunca, güneşi sönmemiş gibi yaşayacak olan insanları düşündün. Her anın, o son sekiz dakikaya dahil olabileceği olasılığını fark ettin. En önemlisi, düşüncenin davranışa dönüşme süresinin de en az sekiz dakika olabileceğini hayal ettin. Aradaki sekiz dakikayı, doğanın parçası olarak gördün. Sevgilisini sevmekten vazgeçmiş insanın, ancak sekiz dakika sonra bunu açıklayabilmesini olgunlukla karşıladın. Sekiz dakika boyunca sevildiğini düşünmeye devam eden insanın gerçekle çarpışınca kırılan hayaline acımadın. Çünkü gözlemleyebildiğin her davranışın geçmişteki bir düşüncenin eseri olduğunu anlamıştın. Tanığı olduğun ve insanlar tarafından temeli atılmış olan dünya her şeyiyle geçmişe aitti.”

“Sonunda tanrı sıkıntıdan patlamıştır. Buna da Big Bang denir.”


13 Ocak 2013 Pazar

Piç - Hakan Günday


Hayata dair söyleyecek çok fazla şeyi olan dört arkadaşın hikayesi. Herkesi her şeyi sömürüyorlar, olmadık yerlerde derin düşüncelere dalıyorlar, olmadık yerlerde yüzeyselleşiyorlar. Öykü çok tanıdık bir yerde, Caddebostan Migros'un koridorlarında başlıyor. Okurken insanın içinden hep o kitaptaki terasta yaşayıp elma suyu-votka içmek geliyor. Küçük bir uyarı: kitapta bahsedilen piç kelimesi sözlük anlamından çok uzakta kullanılıyor. Buradaki piçler gayet anası babası belli olan, hatta durumu iyi ailelerden gelen ancak sistemi reddeden çocuklardır ve piçlik onların kendi tercihidir. Akılda kalan bazı yerler:  

"medeniyet duvarla başlar. duvar örmek çeşitli amaçlar taşır. bu amaçların ilki ayırmaktır: insanları, hayvanları, bitkileri ve şeyleri. daha sonraki amaçlar içeride ya da dışarıda bırakmaktır: insanları, hayvanları, bitkileri ve şeyleri. duvarlar örülür ve iki cephelerinde hayatlar gelişir. duvarsız bir dünya günümüz insanı için cehennemdir. medeni insanın ruhsal dengesini sonsuza dek kaybetmesine elektrik kanalizasyon ya da iletişim sistemlerinin çökmesi değil, duvarların yıkılması neden olacaktır. bu yüzden duvar ustalığı kapitalist anlamda ilk gerçek meslektir. var olan en kalabalık, yarı gizli, güç dayanışması eksenli örgütün bu meslekten esinlenerek kendini vaftiz etmiş olması bir tesadüf değildir. çünkü duvar, sıradan insanın tek garantisidir. savunulması gereken ilk siperdir. dünya üzerindeki mevcut düzenin devamı duvarların ayakta kalmasına bağlıdır. elleri alçılı duvar ustalarından elleri paralı bankacılara kadar, duvarlar dünya nüfusunu gölgelerinde gizler. ancak duvarın hangi tarafında olunduğuysa, hayat tarzını belirler. geceyi sokakta geçirenlerse duvarların, dolayısıyla medeniyetin dışındadır. çöp torbalarıyla aynı kaldırımda uyuyanlar duvarları delmek isteyenlerdir. asla yıkmanın değil ancak sadece geçebilecekleri kadar bir delik açmanın peşinde olan organik matkaplardır. çünkü ister Sao Paulo'nun gecekondularında, ister Koumbala'nın ormanında isterse de Malaga'nın sahillerinde yaşasın her insanın bir duvara ihtiyacı vardır. bu ihtiyacın devamı ise pencerelerdir. duvarların diğer tarafındakileri izlemek için inşa edilmiş saydam duvarlar."

"dünya üzerindeki yaşıtlarının yarısı gibi "tanrı var mı yok mu?" sorusunu hiçbir zaman sormamış olan piçler tanrının var olduğunu bilir ancak ona inanmaz. tanrıtanımazların aksine tanrıyı bilir ama tanımazlar. tanrının yarattıklarını hatalı bulurlar. tanrının çalışma tarzını beğenmezler. dolayısıyla o'nunla hiçbir ilişkilerinin olmasını istemezler. tanrının varlığını bilen ancak ona isyan etmiş şeytanla da hiçbir benzerlik ve ilgileri yoktur. çünkü piçler güvenmedikleri tanrıya karşı savaşmazlar. piçler ve tanrı birçok konuda farklı düşünür. ancak piçler bu görüş ayrılığını kine dönüştürecek kadar konuyu önemsemezler. oysa tanrının bu olgunlukta olduğunu düşünmezler ve kendilerinden nefret ettiğini bilirler. ancak tanrının adlarına biçtiği hiçbir cezanın vereceği acının kendilerine ısmarladıklarından daha kötü olamayacağını da bilirler. ayrıca, sadece İslam dininde bile doksan dokuz adı olan bir varlığın çok kalabalık olduğunu düşünür ve layık oldukları mutlak yalnızlığın tanrının evrenini reddetmekten geçtiğine inanırlar."

"kim bilir kaç bin yıldır insanın sadece çocuğundan umudu vardı? sırf boyu bir metrenin altında diye dünyayı cennete çevireceğine inanılan kaç çocuğun başı "sizler her şeyi değiştireceksiniz" diyerek okşanmıştı."

"taksim ne demek? paylaştırmak dağıtmak demek. işte burası, istanbul da yaşayan insanların taksim edildiği yerdir. insanlar bu meydandan sokaklara, semtlere dağılırlar. burada sürekli bir pay alma durumu da sözkonusudur. istanbul'dan payına düşeni taksim'de alırsın. çünkü burada zevk, insan, uyuşturucu, kan, aşk, acı, akla gelen herşey taksim edilir. hakedilen payların alındığı yerdir burası. tabii yapılan taksim bazen adaletli olmayabilir. ama zaten meydanın adı sadece taksim dir. adil taksim meydanı değil."

“Öğleden sonra üç, günü yirmi dört saate bölmüş olanların torunlarının iş hayatlarında en verimli oldukları zaman dilimidir. Başkalarının banka hesaplarında tutsak duran paraların kendi ceplerinde özgürlük bulacağını düşünenlerin, sattıkları ürünün vazgeçilmezliğine karşılarındakini inandırmak için kelime haznelerinin sınırlarını zorladıkları bir saattir. Ama eğer bir terasta yaşıyor ve herhangi bir çıkar karşılığında çalışmanın ne olduğunu bilmiyor ya da hatırlamıyorsanız öğleden sonra üç, sizin için sadece öğleden sonra üçtür. Pahalı saatler takan insanların zamanları değerlidir. Ama bir terasta yaşıyor ve saati sokaktaki yabancılardan öğreniyorsanız, zaman size sonsuzmuş gibi gelir. Ve ekonomi, bilim haline gelmeden önce de var olan bir kurala göre bolluk, değersizliği getirir”

11 Ocak 2013 Cuma

Zargana - Hakan Gunday



 
Sonu aydinliga cikan karanlik bir kitap: Dekor Berlin sehridir. 1988 senesinde insanlik, 12 yasinda bir cocuk olan Zargana`nin hayatini elinden almistir. Bir nevi intikam hikayesi yaratir kendine. Elinde avucunda ne varsa bunun icin kullanir. Gecmisinde yasadigi hayatlari gercek aktorlere yasatir. Gercek insanlara gercek senaryolar yazip onlarla oyunlar oynar. Bunu da kimsenin hayir demeyecegi bir arac ile, parayla yaptirir insanlara Zargana. Gecmisindeki tum Zargana`lar ayni anda yasar bu sayede. O hepsini sadece izler. Biri escinsel bir ask yasarken, bir digeri universitede anarsist bir hareketin lideri olur, digerleriyse bir barin arka tarafindaki dikdortgen bir masada oturup sabahlara kadar Tanri`nin ve dinlerin varligini sorgular. Bu sirada Zargana hep bekliyordur. Bir sure sonra artik bu aktorler birer Zargana`ya donusmustur ve onlari kendi hallerine birakma zamani gelmistir. Zargana, tertemiz bir 3 Ekim gunu, bekledigine kavusur ve Berlin`i bir daha donmemek uzere terkeder.....
 

"Hayat, cinsel iliskiyle bulasan olumcul bir hastaliktir"
Jacques Dutronc..................acilis cumlesi

 
“Polonyalılar sinirlidir. Çünkü her gördüğü parlak nesneye koşan bir çocuk gibi dünya üzerindeki bütün siyasi rejimlere koşmuş, hepsinden de büyük bir hayal kırıklığı ile dönmüşlerdir. Kızgınlıkları kendilerinden çok komşularına karşıdır. Memnun olmazlar. Kolay heyecanlanırlar. Çabuk teslim olurlar. Polonyalılar yarı komünist, yarı monarşist ve yarı demokrattır. Polonyalılar yarı insandır. Tek istisna tabi ki Polonyalı Yahudilerdir. Ama Yahudiler her yerde istisnadır. Böyle olması normaldir, çünkü Yahudilik bir dinin değil, bir çocuk çetesinin adıdır” .............sf. 103

 
“- Bugun ne yapmak istersin? diye sordu Betty, kahvalti yaptiklari masanin uzerinde duran portakal sularindan hangisinin kendininki oldugunu dusunurken.
 - Bilmem. Sen ne istersen.
 Zargana ogreniyordu. Asik olunanla yapilan seyin hicbir degerinin olmadigini yaziyordu zihnine silinmez bir murekkeple. Yapilan islerin, gidilen yerlerin sadece asik olunanin disindaki insanlarla birlikteyken onemli oldugunu ogreniyordu. Cunku kendi disindaki bir varliktan sirf nefes aliyor diye zevk alinabildigini goruyordu ilk kez. Betty hicbir sey yapmasa bile, sadece icine oksijen cekerek mutlu edebilirdi Zargana`yi. Bir de parklarda elele yurumeleri gerekmezdi. Hatta birbirlerine dokunmalari bile gereksizdi. Sadece var olduklarini gostermeleri yeterdi aski yasayabilmeleri icin. Ama Betty, Zargana`ya kiyasla cok daha normal bir cocuktu.”.................sf. 186