Benim okudugum baskinin uzerinde soyle yaziyor: “36 dilde, 40`i askin ulkede, 230.000 adet.” “Simyaci, Kucuk Prens ve Marti`yi sevenlerin mutlaka okumasi gereken bir kitap.” “Turk`s Little Prince charms the whole world.”
Kitap oyle bir
dille yazilmis ki, okurken sanki Ingilizce`den Turkce`ye cevrilmis hissine
kapiliyor insan. Sanki Turk bir yazar kendi dilinde yazmamis kitabi. Sanki
cevrilebilmesi kolay olsun, uluslararasi olabilsin diye kasitli olarak boyle. Bence
bu basit dil Turk edebi eseri olmaktan cikariyor kitabi. Uluslararasi hale
getiriyor. Belki de bu dusunulerek yazildi. Tabi ki ayni zamanda kolay okunmayi
da beraberinde getiriyor. Gercekten bir oturusta bitirilebilecek gibi duruyor.
Her ne kadar ben hicbir kitabi bir oturusta bitirmemis olsam da, tahminim bunu
bitirenler olacaktir.
Aklimda kalan
anlara/cumlelere gelince:
Ressam Mathias
sahilde karsilikli iki kayadan havalanan iki marti gorur. Martilar denize dogru
alcalir, ikisi de suya carpmalarina az bir mesafe kala ani bir manevra ile
beraber goge dogru yukselirler. Iki marti da onceki durumlarina yalniz
baslarina var olabilmislerdir. Mathias buradan kendi hayatina ait bir ders
cikarir. Daha onceki iliskilerinin neden hep bittigini anlar: “Baglanabilmek
icin, once bagimsiz olmak gerekir”
Diana`nin cok
sevdigi cikolatali kurabiyeyi en sona birakmasi, tabakta duran kurabiye icin
Mathias`in gelecek yorumu: “Gelecek el degmemis gecmisten baska birsey
degildir. Cikolatali kurabiyen el degmemis olarak gecmiste kaldi”.
Londra - 10 Mart 2012